Tarih 15 Nisan 2007, 15:49. Yazan caramel.
Etiket:
Ilk onbeş dakika işe yaradı bu sohbet daha sonra aklına ilk gelen şarkıyı mırıldanmaya başladı..
Nerdeyse gelir...diye bu kez kendini ikna etmek için tekrarladı beyni. Aslında kimsenin de zerre kadar umrunda değildi onun gittikçe tedirginleşen bekleyişi. Soğuk, güvenli duruşunun altında kalabalıkta tek başınayken güvensiz, kendini sürekli çevrenin yorumları doğrultusunda hareket etmek zorunda hisseden insanların ortak paranoyası kaplamıştı içini.
Sanki çevresindeki insanlar, nefeslerini tutmuş, onun yalnızlığının belgesi dakikaları sayıyor, gözlerini üzerinden ayırmıyorlar gibiydi.Ona acıdıklarını, bekli de dalga geçtiklerini düşününce, kızgın bir bakış fırlattı içeridekilere. Ardından olabildiğince kendinden emin, ne yaptığını iyi bilen biri gibi görünmeye özen göstererek volta atmaya başladı. Bu hareketin mesajı ise " Sıkılmaya başladım. Üzerime gelmeyin. Kendi işinizle ilgilenin!" olmalıydı.
Birden düşüncelerinden ötürü belli belirsiz bir gülümseme yerleşti yüzüne. Birazdan beklenen adam gelecek...Yarı şımarık, yarı ciddi sitemle "Nerede kaldın?" diye sorulacak. O herzamanki geçerli geçersiz mazeretlerini sayıp, özür diledikten sonra ona sımsıkı sarılacak, derste nasıl sıkıldığını, hatta birara uyukladığını, şemsiyesini almadığı için nasıl ıslandığını, buarada çok acıktığını, onu ne çok sevdiğini.... bir çırpıda sıralayacak "ne yesek.." diye düşünmeye devam edecekti.
Onunla olduğu için kendini çok şanslı görüyordu.Nede olsa o duygularına karşılık vermeye yanaşan ilk platonik aşkıydı. "Yanaşan" diyorum çünkü tam olarak karşılık verdiği de söylenemezdi. En azından yanındaydı. Onun gibi olmasada kendince seviyor olmalıydı.
Bu da birşeydi. Ama bazen ilişkiyi yürütmek için daha çok sevenin gösterdiği çabadan ötürü kendini yorgun ve kızgın hissetse de, O'nun o masum, sevimli görüntüsü bütün öfkeleri eritebilen cinstendi.
Dakikalar geçiyor, geveze beyni susmak bilmiyordu. Beynindeki mantık sesi fazla ödün verdiğini, sürekli büyük bir sabırla onu beklemenin haksızlık olduğunu attı ortaya."Biraz tavır koymayı öğren! Birisi bekleyecekse kesinlikle bu O olmalı!..." Içindeki cadaloz da konuşmaya başlamıştı işte. Aşk, açlık ve soğuk düşüncelerini çekiştirip duruyordu. Saatine baktı. "Off Burda bir dakika daha duramazdı!"
Kafedeki seyircileri karşısında, başı dik, yenilgiyi onurla yüklenip, oradan koşarak uzaklaşmak istiyordu.
Öte yandan onu görmeye öyle hazırlamıştı ki kendini. Günü berbat olacaktı "Geç de olsa mutlaka gelir .."diyen aşık tarafı beklemesini söylüyordu. Içinden yükselen mazoşist ses aşığa destek çıkarak "Bekle!" dedi "Seni daha ne kadar bekleteceğini merak etmiyor musun?" "Ne kadar gecikirse, kızmakta o kadar haklı olursun.." Düşüncelerine karnının gurultusu da eklenince Bay Mantık ve Bayan Cadalozu dinleyip gitmeye karar verdi.Hızla bahçeyi geçip, yola çıktı. Bir yandan da "Evet günüm öldü!" diye söyleniyordu. Yağmur dinmişti. Ama midesinden gelen gökgürültüsüyle, gözlerinde sağnak yağmur başlamak üzereydi...
Gün ölmemek için direniyordu. Canlı canlı gömüldüğü mezardan kafasını dışarıya uzatmıştı. Bu Onun kafasıydı! Karşıdan göstermelik telaş eklenmiş adımlarla geliyordu.
Ağlamak üzereyken şeker uzatılan çocukların yüzündeki ani değişim gibi birden - sinirden mi, sevinçten mi bilinmez - bir gülüş asılıverdi yüzüne. Ağzını kapatamıyordu. Içinden "Gülme! ciddi hatta çok öfkeli görünmelisin.." dese de. Ağız kasları gevşemişti birkere toparlayamıyordu. Beklenen adam ise biraz daha hızlanmış yaklaşırken, gülümsemeyi farkedip suçlu - masum yüz ifadesine, o da hınzır bir gülümseme eklemekte sakınca görmemişti.
Beklenenin gelmesiyle içindeki duygusal bakire sevinç çığlıkları atarken, bayan cadaloz hala kızgın ve hoşnutsuzdu.
Suçlu soruya yer bırakmadan mazeretini bir çırpıda anlatıverdi. "Çalar saat olmayan evinde, uyanamadığı için geç kalmış, üstelik gelinceye kadar da yolda neler çekmişti...
Suçlu af dileyip, sımsıkı sarılınca, öfke yerini şımarık, cilveli sitemlere bırakmış, yelkenlker inivermişti.Bu arada hava iyice açmış, toprak kokusu ve güneşin göz kırpmaları kızı yumuşatmıştı. Sarmaşdolaş, azönce düşünceleriyle boğuşarak sıkıntılı dakikalar geçirdiği kafeyi arkada bırakırken yarı şımarık sitemlerle ne kadar sıkıldığını, derste uyuklayışını, nasıl acıktığını, onu nasıl özlediğini...anlatmaya başlamıştı bile....Geriye tek bir sorun kalmıştı ; Ne yesek?...

26.01.1995
* Not: Hikaye cep telefonunun henüz hayatımıza girmediği dönemlere ait olup, sakız edilmiş şarkı nameleri günümüze uyarlanarak sonradan eklenmiştirTarih 08 Nisan 2007, 20:32. Yazan caramel.
Etiket:
hayal, karamel, pasta
Benim sorunum hayal kuramamak!... Hani gözlerini kapatıp olmasını istediği şeylerle ilgili hayal kurar ya insan ; Olup olamayacağını hesaba katmadan. Zaten onu düş kılan da olabilirliğinin önemli olmayışı değil midir? Imkansız bile görünse adı üstünde düş... Düşmeden, yere çakılmadan bulutların üzerinde dolaşmak bu kadar mı zor?
İşte ben bu aşamada tıkanıyorum. Olamayacağını düşündüğüm şeylerin hayalini kuramıyorum.Yani aşırı gerçekçiyim. Evet can sıkıcı bir gerçekçilik bu!..Halbuki gerçek ne? Şuan!..Yarın ne olup olmayacağının garantisi yok farkındayım..Ama olmuyor, olmuyor işte!Herşeyi didik didik sorguluyorum. Olasılıklar, imkansızlıklar canına okuyor hayallerimin! Onları doğmadan katlediyorum.
Gündelik hayatta gerçekçiliğimden kurtulamıyacağım korkarım. Ama en azından hayallerimi özgür bırakmak istiyorum artık!. Hayalgücü geniş, hatta sınırsız insanlara duyduğum kıskançlık haset kıvamında. Çünkü onlar hayal kurmakla kalmayıp bunu sanata dönüştürüyor, başkalarını da düşlerine ortak edip, peşlerinden sürüklüyorlar...
-Zor hiç hayal kurmakta zorlanan, yada bundan yana yakıla dert yanan birini görmemiştim.
-Sen zorlanmıyorsun demek. Sen de onlardansın...
-Onlardan ? Hayır. Pek hayalperest sayılmam…
-Tamamen bulutlar üzerinde dolaşmaktan bahsetmiyorum zaten. Ama bu kadar da ayağı yere sağlam basmamalı insanın. Arada havalanamazsan; Birinin gelip tüm gerçekliğini yıkmasından, ayağının altından sıkı sıkıya tutunduğun yeri çekmesinden daha fazla korkuyorsun!.. Bu korku seni iyice olduğun yere mıhlıyor. Anlıyor musun?
-Hımm..Galiba..En olabilir hayalin ne peki?
-Bilmem.. Galiba yiyeceklerle ilgili olanlar.. Şöyle karamelli güzel bir pasta ve yanında sütlü kahve.. Yada yağmurlu bir akşam cam kenarında güzel bir yemek ve şarap, mum ışığı, müzik… Ama yemeklerde bile mevsimi değilse, hemen değiştiriyorum. Yazın yağmur, kar, ve şömine hayali kuramıyorum mesela…
-Yemekten keyif alanlardansın.. Yemekle ilgili hayal kurmak... Ilginç.
- Ne bileyim. En olabilir deyince sen… Yani canımın çektiği herşeyi imkan dahilindeyse bulur yerim. Bulamayacaklarımı ise, dediğim gibi hayal etmemeye çalışıyorum. Yoksa mutsuz olurum..
-Boşver yiyecekleri. Gözünü kapa bir an için. Ne görüyorsun?
-...Bekleme odası ve bana merakla bakan bir çift göz..
-Ben mi? Beni de boş ver. Odanın dışına çık.. Yada bu odaya başka birşeyler ekle..Yanında şimdi kimin olmasını isterdin?
-Hımm..Galiba O’nun..
-O? Sevgilin mi?
-Evet…Yani sevgilim değil ama sevdiğim…O’nun bundan haberi bile yok..
-Peki Onunla ilgili bile hayal kuramıyor musun?
-Bazen gözümü kapattığımda Onu, yüzünü hayal ediyorum. Ama ikimizinde içinde olduğu bir senaryo yaratamıyorum. Birlikte yemek yemek, elele dolaşmak, kumsala uzanmak…Çünkü daha tanışmadık bile! Anlıyor musun? O daha benim adımı bile bilmezken, beni öptüğünü, sevdiğini nasıl hayal edebilirim? Ya hiç hoşlanmazsa..ya hiç tanışamazsak?..
-Hayal de bu zaten!..Tanışma hayali kur o zaman…
-Denedim..Ama bu konuda dedim ya kısırım..Filmlerdeki tanışma sahnelerini çalıp, üstüne bizi oturtmaya çalışıyorum. Bazen Onu caddede yürürken, karşıya geçerken elinde paketlerle gördüğüm için, çarpışma hayalleri kurayım diyorum. Ama bunun doğal olma olasılığını hesaplayınca…O farketmeden ben kendimi önüne atsam ve paketlerini düşürsem diyorum… Suçluluk duyuyorum sonra. Bile bile nasıl rol yapar, özür dilerim sonra?.. Ya çok kızarsa.. ya elindekiler çok önemliyse ve kırılır, bozulur, aşkımla bile onaramayacağım bir hal alırsa.. Caddeden karşıya geçerken dalgınlığına gelse, gelen arabayı görmese.. Ben de atılıp kolundan çeksem ve kurtarsam diyorum… Hem o zaman bana kızamaz.. Aksine minnettar olur ve bir şeyler ısmarlamak, beni tanımak ister..
Ama ya kurtaramazsam!…Ya boş yere hayatımızı tehlikeye atarsam..
-… Git sadece konuş…Merhaba de..
-Nasıl ? Bunun hayali mi olur ?
-Hayal değil!..Önce git ve tanış.. Sonra hayal kur o zaman.. Daha tehlikesiz hayaller..
-Yani bunu psikiatristle konuşmadan önce esas yapmam gerekenin bir cesaret gidip onunla tanışmak olduğunu mu düşünüyorsun? Sonra tüm dertlerim bitecek ve hayal gücüm açılacak mı dersin? Aşk ufkumu açmaya yeter mi? Ya hayal kırıklığına uğrarsam? Ya kafamda yarattığım gibi değilse? Yada tam tersi ona yüklediğim tüm anlamlar vücut bulur, yanında ben yetersiz ve anlamsız kalırsam? Beni beğenmezse... O zaman iyice içime gömülür, artık kimseyle tanışma hayalleri bile kuramam...
-Sanki bu tanışma hayalini çok iyi kurabilmişsin ve tanışabilmişsin gibi! Kusura bakma ama haklısın galiba. Bence madem buraya kadar gelmişsin.. Önce doktora bir danış. Beni aştı...
-Seni sıktım mı?
-Yoo..Ama yardımcı olamadığıma üzüldüm sadece.
-Dinlemen bile çok yardımcı oldu aslında. Biliyor musun daha içeriye girmeden bu kadar konuştuğuma inanamıyorum. Senin de başını ağrıttım ama çok daha rahat hissediyorum kendimi. Aynı şeyleri anlatamayacak kadar da yorgun.. Ve galiba biraz da acıktım..
Sahi sen niçin geldin? Hep benden konuştuk affedersin..
- Ben mi? çok önemli değil aslında.. Rutin ziyaretlerden denebilir. Yani son zamanlarda kendimi biraz mutsuz hissediyorum. İştahsız ve keyifsizim...o kadar.
- Küçük çapta bir depresyon yaşıyorsun sanırım. Kendini mutsuz hissetmenin sebebi iştahsızlık olabilir!.. Biliyor musun ben en çok açken mutsuz olurum...
-Farkettim. Ama bu kadar yemekten bahsetmene rağmen yine de fazla kilolu olmaman büyük şans!...
-Gerçekten şişman sayılmam değil mi?
-Hayır hiç sayılmazsın. Gayet güzelsin. Bence tanışırsanız O seni beğenecektir.
- Sahi mi? Teşekkürler. Sen de oldukça bakımlı ve hoşsun. Bence mutsuz hissetmek için fazla nedenin olmamalı... Baksana seni mutlu edebilecek bir yer biliyorum galiba. En azından ben daha ordan hiç mutsuz ayrılan görmedim. Harika pastaları var! Şöyle çilekli bir pasta tüm dertleri unutturur!...
-Karamelli demiştin az önce... hani hayalini kurarken.. Ondan da var mıdır?
-Olmaz mı! Şehrin en güzel karamelli pastaları orda!..
-Peki o zaman ne duruyoruz? Gidelim. Hazır sekreter de ortada yokken kaçalım bence...
-Doktora randevumuzu iptal ettiğimizi haber vermezsek ayıp olmaz mı? En azından kıza söyleseydik...
-Bence gerek yok. Acil işimiz çıktı deriz.
- İş mi? benim için pek inandırıcı olmaz ama…
-Boşver!!…Bu hayal değil. Herşey inandırıcı olmak zorunda değil…
-Haklısın. Hayatı akışına bırakalım değil mi ya! İyiki seninle tanıştım. Sahi adını bilmiyorum daha!..
-Bak bu bir tanışma işte!.. Hayalini kurabilir miydin bunun?
Bence isimlerimizi pastalarımızı yerken söyleyelim. İsim, merasim olmadan da tanışabiliyormuş insanlar..
Bu anın ve pastaların tadını çıkaralım hadi…